Şifreni mi unuttun ?
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen üye değilseniz burdan kayıt olun.
Google Grupları
Turk PDR grubuna abone ol
E-posta Adresiniz:
Medikolegal Değerlendirmede Adli Psikiyatrik Muayene
Ekleyen: Cengiz Cengisiz | Okunma: 273959 | 08.07.2011

Adli makamların (mahkeme, savcılık) karar verebilmeleri için tıbbi kanıta gereksinim duymaları halinde; bilirkişilere(tıbbi)  sorulan soruları cevaplandırıp, tıbbi kanıt ve görüş bildirme işimize ‘medikolegal değerlendirme’ diyoruz.  Medikolegal(tıbbi-adli) değerlendirmede psikiyatri uzmanı bilirkişi muayeneye başlamadan önce ‘adli psikiyatrik muayene’ ile ‘klinik muayene’ arasındaki farkları açıklayarak muayene edilen kişiyi uyarmalıdır. Muayene edilen kişiye söz konusu görüşmenin tedavi edici bir amaçla yapılmadığının hatırlatılması gerekir.  Bazı uzmanlar  ‘görüşmenin gizli olmadığı’  uyarısının periyodik olarak yinelenmesi gerektiğini savunurlar, çünkü muayene edilen kişi görüşme sürecinde ‘terapötik açılma’ya girebilir. Hekim, hastasıyla olan geleneksel ilişkide  ‘Mutlak Gizlilik’ ilkesi içinde hareket eder. Oysa adli psikiyatrik muayene ya da bilirkişi incelemelerinde geleneksel hasta hekim yaklaşımı söz konusu değildir. Görüşmenin başında hekim kendisini kimin görevlendirdiğini, incelemelerinin amaçlarını, tedaviye yönelik bir görüşme yapılmayacağını ve öğrenilecek olanların hekim-hasta arasındaki ‘Mutlak Gizlilik’ ilkesine uyulmadan uygulanacağını muayene ettiği kişiye açıklar. Hastanın, üçüncü kişilerce gönderildiği ve muayene/değerlendirme isteminin çoğu kez kişinin rızası dışında olduğu unutulmamalıdır.

Amerikan Psikiyatri ve Hukuk Akademisi (AAPL) kılavuzunda; ‘’…Psikiyatrist değerlendirdiği kişiye hekim olduğunu ama  ‘onun hekimi olmadığını’  belirtmelidir‘’.  Şeklinde bir ifade vardır.  AAPL kılavuzunda hekimin iki rolü (tedavi eden hekim ve bilirkişi olarak hekim) birden almaktan kaçınması gerekliliğini vurgular. Adli değerlendirme amacıyla başlanan bir görüşmede tedavi ilişkisi oluşursa, objektif değerlendirmenin olamayacağı açıktır. (AAPL, 2002)

Bir eylemin ya da eylemsizliğin evrensel hukuka göre suç sayılabilmesi için şu öğelerin tam olması gerekir

1)    Hukuki öğe: Ülkemiz sınırları içindeki yasaların ‘evrensel hukuk normları’na göre uyumluluğu.

2)    Yasal öğe: Eylem ya da eylemsizlik ülkemiz yasalarında suç olarak tanımlanmış mı?

3)    Maddi öğe: Yurttaş(lar)a yönelik haksız ve zarar veren maddi bir eylem ya da kamu otoritesine uymama hali gerçekleşmiş mi? (Adli Tıbbın uğraş alanı)

4)    Manevi öğe* : Kişi eylemin( ya da eylemsizliğin)  suç olduğunu bilebilir durumda mı? Eylem isteğini durdurabilir mi? ( Adli Psikiyatrinin uğraş alanı)

 

Adli Psikiyatri, eylemin manevi öğesini araştırıp adli psikiyatrik açıdan tıbbi kanıt ararken ruhsal durum muayenemiz dışında kişinin yakınlarıyla yaptığımız görüşmelerden oluşturduğumuz çevre anamnezimizi görüşümüzle birleştiririz. Klinik muayene bulgularını güçlendirecek;  Projektif testler (Tematik Algı Testi, Cümle Tamamlama Testi, Rorschach Mürekkep Lekesi Testi) , psikiyatrik tanı koydurucu ölçekler, psiko-metrik değerlendirmeler, psiko-teknik testler, zeka testleri(Wisc-R, Wais-R gibi), kişilik testleri ( MMPI gibi) , nöro-psikolojik test ve bataryalardan yararlanılmalıdır. Tıbbi(psikiyatrik) bilirkişi(sağlık kurulu) görüşünü formüle ederken, klinik değerlendirmede elde edilen belirti ve bulgular, çevre anamnezi ve psikolojik testlerle yeniden gözden geçirilip desteklendiğinde; Adli Klinik Yargı’nın subjektivitesini(öznelliğini) minimalize edip geçerlilik ve güvenilirliğini artıracaktır. Adli psikiyatrik muayene sırasında mutlaka göz önünde bulundurulması gereken durumlardan biride simulasyon(temaruz, hekimi yanıltıcı davranış)’dır. Görüşülen kişinin davadan maddi ve manevi bir çıkarının olup olmadığı, belirtilerin abartılı olup olmadığı dikkatli/özenli bir şekilde değerlendirilmelidir. Görüşme sırasında ‘kapalı uçlu sorularla’ (cevabın evet ya da hayır olacağı soru cümleleri) hastayı yönlendirmekten kaçınmak gerekir.  Muayene sırasında kişinin önceden psikiyatrik tanı almış olması klinisyeni önyargıya itmemelidir. Bu önyargı klinisyenin önceden konulmuş ruhsal bozukluk tanısını doğrulamaya (ya da yanlışlamaya) dönük sorular sormasına neden olabilir. Ceza Hukukunda, Adli Psikiyatriden bilirkişi görüşü istenildiği alanlar şöyle özetlenebilir

1)    Ceza(Suç) Sorumluluğu;

 

a)    Ceza sorumluluğunun belirlenmesi,

b)    Ceza sorumluluğu olmayan hastaların muhafaza ve tedavi süreci,

c)     Muhafaza ve tedavileri sonucunda hastaneden çıkan hastalar

d)    Hastalığı nüksetmiş hastaların durumu

 

2)    Küçük yaşlarda  ceza sorumluluğunun belirlenmesi.

3)    Alkol-madde bağımlılığında zorunlu tedavi gereksinimini belirleme

4)    Mağdurlarda hastalığın belirlenmesi

1)    Suç sorumluluğu (=isnat ehliyeti,  =ceza ehliyeti, = criminal responsibility) : Psikiyatrinin ceza hukukuna yardımcı olduğu nokta suçun manevi öğesinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması aşamasındadır. Kişinin yaptığı eylemden sorumlu tutulması için;

*suçu bilerek işlemiş olmalı,

*yaptığının ne tür sonuçlara yol açacağını biliyor olmalı,

*karşılığında ceza göreceğinden haberdar olmalı,

* içinden gelen dürtüleri denetim altına alabiliyor olmalı.

Bu ruhsal yetilerden biri ya da birkaçı eksikse kişinin ceza sorumluluğu olup olmadığı yönünde tıbbi( psikiyatrik)  bilirkişi(sağlık kurulu) görüşüne başvurulur. (Sercan, 2007)

2)    Çocuklarda ve Sağır-Dilsizlerde ceza sorumluluğu

 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na göre, suç işlediği sırada 12 yaşını  (sağır ve dilsizse 15 yaşını) doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler hakkında ceza kovuşturması yapılmaz. Suçlu çocuk, velisi, vasisi gözetiminde olur ya da 18 yaşına kadar devlet kontrolünde koruma altında alınır.

Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını dolduramış olanların işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamaması  veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması halinde  ceza sorumluluğu yoktur.

Türk Ceza Kanununda kişilerin Medikolegal değerlendirmeleriyle ilgili maddeler içinde en çok karşılaştığımız;

         5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 32

(1)   Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği  önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur.

(2)   Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi beş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. Mahkum olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.

 

3)    Alkol Madde Kullanımında Ceza Sorumluluğu

Alkol –madde etkisinde olan kişinin ‘işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılayamadığı veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bozulduğu’ açıktır fakat Türk Ceza Kanunu bu durumu   ‘geçici bir nedenle ya da irade dışı alınan alkol-madde ‘  ile sınırlamıştır. Böyle bir duruma maruz kalan kişinin durumu TCK’nın 32/1. maddesi gibi değerlendirileceğini yazmak yanlış olmaz.  İradi olarak alınan alkol-madde kaynaklı suç işleyen kişinin ceza sorumluluğu tamdır.

 

 

4)    Bir suçtan zarar görenlerin (mağdur) adli psikiyatrik incelemesi

Türk Ceza Kanununa göre suç öncesinde mağdurda akıl hastalığı bulunmasının, suç işleyenin cezasını arttırıcı etmen olarak ele almıştır. Bu durumda mahkemece zarar görenin psikiyatrik muayenesi ve bir akıl hastalığının bulunup bulunmadığının saptanması ve raporda bildirilmesi istenir. Hazırlanacak raporda, zarar görende akıl hastalığı bulunması halinde ‘’bu hastalığın ruh hekimi olmayan kimselerce anlaşılır olup olmadığı’’ yönünde de bir kanı bildirmesi gerekir. Sınırda zeka  potansiyeli, hafif zeka geriliği, hipomani, sanrısal(hezeyanlı) bozukluklar gibi değişik psikiyatrik bozukluklar uzman olmayan birilerince kısa süre içinde anlaşılamayabilir. (Sercan,2007)

 Cengiz Cengisiz, Dr



» Diğer Yazılarıma Bakmak İçin Buraya Tıklayın «


Yorum yapabilmek için üye girişi yapınız veya facebook hesabınız ile yorum yapın.



 1. Rehber Öğretmenlerin En Büyük Problemi Nedir?

Yönetmelik
% 26

Maaş
% 9

İdarecilerin Tutumu
% 12

Velilerin ve Öğrencilerin Tutumu
% 48

Diğerleri...
% 5

Toplam Tekil Hit: 2226940
Toplam Çoğul Hit: 15586812
Kimler Online ?
37 Ziyaretçi, 0 Üye
En son üyemiz pd.gulaytoprak, Hoşgeldiniz.

Copyright © Turkpdr.com | 2010 | Bu sitede yer alan içerikler kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz ve yayınlanamaz