Kimi fiziğini, kimi maddî durumunu, kimi ailesini, kimi de eğitimini kompleks yapıyor. Büyüklük veya aşağılık kompleksine sahip olanların temel sorunu kendilerinden mennuniyetsizlik. Peki komplekslerimizle baş edebilir miyiz?
Kimi fiziğini, kimi maddî durumunu, kimi ailesini, kimi de eğitimini kompleks yapıyor. Büyüklük veya aşağılık kompleksine sahip olanların temel sorunu kendilerinden mennuniyetsizlik. Peki komplekslerimizle baş edebilir miyiz?
Olduğum gibi seviliyor muyum? Kepçe kulaklarımla, kavisli burnumla, kilomla, çarpık bacaklarımla, tuhaf düşüncelerimle, beceriksizliğimle, şivemle yadırganıyor muyum yoksa kabulleniliyor muyum? Benim varlığım birilerini mutlu ediyor mu? Bana tereddütsüz güvenen, fikrime danışan hiç kimse yok mu etrafımda? Esprilerime gülünüyor mu? Söylediklerim dikkate alınıyor mu, yoksa eleştiriliyor mu? Benden daha başarılı, iyi, güzel, zeki ve daha mutlusu var mı?
Çevremize şöyle bir baktığımızda aslında pek çok insanın dış görünüşünden, huyundan, hal ve hareketlerinden memnun olmadığını, bu ve benzeri sorularla dile getirdiğini görüyoruz. Bu memnuniyetsizlik hali psikolojide 'kompleks' olarak adlandırılıyor. Rahat hareket edemeyen, çekingen, alıngan, kendini beğenmiş, sürekli kendini ön plana çıkaran, çabuk sinirlenen, aşırı kıskanç, cinsel problemleri olan, ilişkilerinde sık sık sorunlar yaşayanlar, kompleksli olarak tanımlanıyor. Böyle kişiler çeşitli ortamlarda kendilerini yetersiz hissettikleri için ya konuşmaktan çekiniyor ya da kendilerini insanlardan soyutlayabiliyor. Olaylar karşısında nasıl davranacaklarını kestiremediklerinden, sonrasında pişman olma korkusuyla karar vermekte zorluk çekiyorlar.
Kompleksler, pek çok psikolojik rahatsızlıkta olduğu gibi çocuklukta yaşanan problemlere dayanıyor. Çünkü küçük bir çocuk, korktuğu, acı çektiği veya çözüm bulamadığı durumlarla ilgili duygularını bilinç altına atabiliyor. Yetişkinliğinde de benzer olaylar yaşadığında yine acı hissedip aynı düşünce ve davranışları sergileyebiliyor.
Kompleksler 'aşağılık ve büyüklük kompleksi' olarak iki ana çatı altında toplanıyor. Her ikisinin kaynağı aynı olsa da yansımaları farklı. Bedensel, ekonomik, kültürel, sosyal-cinsel yetersizlikler ve insanın kendine olan güvensizliğinden kaynaklanan aşağılık duygusu, patolojik bir hal aldığında aşağılık kompleksine dönüşüyor. Böyle bir durumda kişi, bazı açılardan kendini diğer insanlardan aşağı hissediyor. Kendisine olan saygısını kaybettiği için toplumsal anlamda önemsizleştiğini sanıyor. Uzman Psikolog Efkan Yeşildağ, böyle bir insanın ya her söz ve davranıştan alınıp küsebildiğini, çabuk kırıldığını ya da hiç kimseyi beğenmeyip sık eleştiriye başvurduğunu anlatıyor. Bu ikinci durum, kişide bir çeşit büyüklük kompleksine kayışı gösteriyor.
Anne-baba ve öğretmenlerin, hatalı yetiştirme tarzı ve davranışları çocukların kompleksli olmasına yol açabiliyor. Mesela ailesi tarafından sürekli eleştirilen ve başkalarının çocuklarıyla kıyaslanan çocuklar, aşağılık kompleksine girebiliyor. Yoksul, aile içi sağlıklı iletişimin olmadığı, sürekli problemlerin yaşandığı bir ortamda büyüyen, anne-babası boşanan, özellikle yetersiz, engelli, şımartılmış veya ihmal edilmiş çocuklarda aşağılık kompleksi gelişebiliyor ve bunun etkisiyle yaşamın gereklerini yerine getirmede ve güçlüklerin üstesinden gelmede sorunlar yaşıyor.
Az ya da çok herkesin hayatını etkileyen bir aşağılık kompleksi var. Fakat buna suçluluk duygusu ve kendini cezalandırma isteği gibi unsurlar karıştığında bu durum, kompleksi aşıp hastalık halini alabiliyor. Güçlü ve popüler olmak için verilen uğraşlarsa, bu kompleks ile başa çıkmak için sergilenen davranış biçimleri oluyor.
Büyüklük kompleksinin temelinde ise kişinin özde kendisini beğenmeyişi yatıyor. Halinden rahatsızlık duyan birey bunu bastırmak için olmak istediği şekilde görünmeye çalışıyor. Örneğin çok konuşuyor ya da yalan söylüyor. Kendinden başkayı kimseyi beğenmeyen narsist insanlar da büyüklük kompleksi yaşıyor. Efkan Yeşildağ'a göre komplekslilerin birçoğu temeldeki yetersiz kişiliklerinin verdiği acıyı tatmamak adına başarılı olmak için büyük çaba sarf edip sürekli başkalarını eksik ve kusurlu görüyor. Aslında aşırı şekilci, protokolcü, kuşkucu, alıngan ve çok kibar insanlar, temeldeki yetersiz ve güvensiz kişiliklerini ele veriyor.
Büyüklük ya da aşağılık kompleksine sebep olan en önemli şeyin ise kıyaslama olduğunu görüyoruz. Sürekli çocuğumuzu daha iyi olanlarla karşılaştırdığımızda aşağılık kompleksine kapı aralarken tam tersi bir tutumla; "Benim kızım en güzeli, benim oğlum en yakışıklısı, en çalışkanı, en başarılısı" diyerek, büyüklük kompleksine sebep olabiliyoruz.
Psikolog Yeşildağ, insanda bulunan aşağılık ve büyüklük hislerinin komplekse dönüşmemesi ya da halihazırda oluşmuş kompleksleri yok etmek için kişinin kendisini çok iyi tanıması gerektiğini ifade ediyor. Nitekim kişiliğini iyi bilen bir insan, eksik ve artı yönlerini keşfedip dengeleyerek kompleksin önüne geçebiliyor. "Çok yakışıklı değilim ama sempatik birisiyim", "Varlıklı değilim ama çok şükür kimseye de muhtaç değilim" cümlelerini dengeye örnek olarak gösteren Yeşildağ, aksi takdirde "Çok zenginim, güçlüyüm" diyerek büyüklük ya da "Ben fakirim, herkese muhtacım, hiçbir işe yaramam" düşüncesiyle aşağılık kompleksine girme ihtimalinin yüksek olduğuna dikkat çekiyor.
Dünyadaki toplumlara baktığımızda ekonomik ve eğitim yönünden gelişmiş bir Avrupalının az gelişmiş Doğu insanına karşı büyüklük kompleksi sergilediğini Doğulunun buna karşı aşağılık kompleksine girdiğini görüyoruz. Kültürel olarak da bizden daha bilgili olanlarla bir araya geldiğimizde ister istemez kıyaslama yapıp komplekse girebiliyoruz. Efkan Yeşildağ, bu durumda kişinin otomatik olarak kendi benliğini korumaya geçtiğine işaret ediyor: "Böyle insanlar, 'Onlar daha iyi biliyor olabilirler ama ben de çok iyi araba kullanıyorum' gibi aksi yönde bir büyüklük kompleksine girebiliyor. Bu savunma mekanizması çalıştırılmadığı takdirde depresyona girme olasılığı artıyor."
AŞAĞILIK VE BÜYÜKLÜK KOMPLEKSİ BİR ARADA
Peki bir kişide aynı anda hem büyüklük hem de aşağılık kompleksi olabilir mi? Yeşildağ, bu soruya "evet" cevabını veriyor. Zira aynı kişiyi bir ortamda büyüklük kompleksine girmiş halde başka bir ortamda ise aşağılık kompleksinde görebiliyoruz. Örneğin saçı güzel ama burnundan memnun olmayan biri, saçla ilgili konuşulduğunda büyüklük kompleksine girerken mevzu burundan açılınca aşağılık duygusuna kapılabiliyor.
Aile içerisinde eşler arasındaki sorunlara baktığımızda cinsel yetersizliklerin de komplekse sebep olduğuna şahit oluyoruz.
Mesela kendisindeki sağlık sorunundan dolayı çocuğu olmayan eşlerden biri, diğerine karşı kendisini aşağıda hissedebiliyor. Bu konu çocukları da etkiliyor. Ergenlik çağındaki erkekler, cinsellikle ilgili bazı bilgi ve görüntüler üzerine aşağılık kompleksine girebiliyorlar. Aynı şekilde medyada sık sık karşılaştığı manken ve sanatçılara özenen kız çocukları da kendini çirkin hissedebiliyor. Yeşildağ, ebeveynleri bu konuda azami dikkat etmeleri konusunda uyarıyor.
Komplekslerin bir sebebi de kişinin kendisiyle barışık olmaması. Böyle insanlar çoğunlukla, yetenekleri, artıları ya da zaaflarının farkında değil. Burada anne-baba ve öğretmenlere büyük görev düşüyor. Çünkü kişiliğin oluşmasında çocukluk dönemi hayati önem taşıyor. Aile ne kadar bilinçli ve orantılı hareket ederse çocuk da ilerde o oranda dengeli bir kişiliğe sahip oluyor. Zira çocuğu sürekli sahip olduğu güzel fiziksel özelliklerle değerlendirmek, onun kendine olan hayranlık duygusunu artırıyor. Böyle çocuklar bir süre sonra kendini aşırı beğenerek, güzel fiziğini sergilemek için çabalayabiliyor. Ya da zekâsı çok övülen bir çocuk da toplum içinde sürekli başarılarıyla takdir görmek istiyor. Bu davranışları engellemek için erken dönemde çocuğa, "Sen güzelsin" demek yerine, "Güzel yaratılmışsın" diyerek, kendisine de diğer insanlar gibi bunun bir nimet olarak verildiğini anlatmak gerekiyor. Psikolog Ayşe Yılmaz Özden'e göre çocuklara şükran duygusu ve kanaatkâr olmayı öğretmek de önemli. Çünkü kendisine verilmeyenlere odaklanmak yerine elindekilerle mutlu olmasını bilen çocuklar, herhangi bir kompleks yaşamadığı için ileride hayatla daha barışık oluyor.
Çocuğa özgüven duygusunu aşılamak da bu tip durumların oluşmasını engelliyor. Özden'e göre özgüvenin ana kaynağı çocuğa sevildiğini hissettirmek. Nitekim zeki ya da çok güzel olmadığı halde koşulsuz sevildiğini gören bir çocuk, aşağılık kompleksine girmiyor. Ayrıca sevgi, kişide var olan komplekslerin üstesinden gelmesine de yardımcı oluyor. Özellikle eşler, birbirlerinin sevgi ihtiyacını karşılıyorsa kompleksleri yenmek daha da kolaylaşıyor.
Yeşildağ, ergenlik döneminde çocuklara alması gereken sorumluluk verilmediği takdirde komplekslere kapı aralandığını dile getiriyor. Günümüzde "Ergenim, gerginim, her türlü saçmalığı yapabilirim" modunda geçirilen bu dönem tam tersine insanın toplumsal sorumluluk alması gereken bir süreç. Özellikle 13-14 yaşına gelen çocuğa toplumsal bir rol yüklemez, kişiliği oluşurken ona sürekli bedeniyle ilgili değerlendirmeler yaparsak farkında olmadan onu aşağılık ya da büyüklük kompleksine itebiliriz. Bu sebeple ebeveynin çocuk yetiştirme tarzında, bedensel, psikolojik ve sosyal gelişim dengesine dikkat etmesi gerekiyor. Burada maddî gelişimi önemserken manevî gelişime duyarsız kalmak da büyük tehlike arz ediyor.
ŞÜKRETMEK KOMPLEKSE ENGEL
Aşağılık duygusu içinde olan bir insan, kıskançlık, sevgi ve kaybetme korkusunu diğerlerinden daha yoğun ve rahatsız edici boyutlarda yaşıyor. Hatta bazıları bu hissiyatı sebebiyle kendisinden daha iyi, güzel ya da başarılı olan insanlara karşı içten içe haset duygusu besleyebiliyor. Halbuki komplekslerimizi, tamamen yok etmek ya da artı-eksi özelliklerimizi bir arada düşünerek dengelemek elimizde. Küçük-büyük fark etmeden insanlara yaklaşırken takım çalışmasını özendirmek, paylaşma ve dayanışmayı tavsiye etmek, bu şekilde ekip ruhunu geliştirmek, bu süreçte etkili oluyor. Mesela maddî zenginliklerimizi, bunlara sahip olmayanlarla paylaştığımızda büyüklük kompleksinden kurtulabiliriz. Çünkü yoksul olmasına rağmen şükretmesini bilen kanaatkâr kişilerin manevî gücü, büyüklük kompleksimizi törpüler. Oysa onlara acıyarak baktığımızda büyüklük kompleksine girmek kaçınılmaz olacaktır.
Kompleksler, kişinin sadece psikolojisini ve toplumsal ilişkilerini değil, dinî hayatını da olumsuz etkiliyor. Zira büyüklük duygusu, insanın güzelliği, zekâsı ve başarılarıyla övünmesine, Allah muhafaza ileri boyutlarda yaşandığında kendisini putlaştırmasına sebep olabiliyor. Aşağılık kompleksi ise Yaradan'ın bize verdiği güzel hasletleri, değeri, nimetleri görmezden gelip şükürsüzlüğe, ileri boyutta da isyana düşmemize yol açabiliyor. Her iki durum da kişinin imanını zedeleyebiliyor.
Dolayısıyla çevremizdeki engelli, hasta, zengin, fakir, âlim, cahil, çocuk, yaşlı, genç ve yetişkinlerle empati kurmamız, her şeyin ötesinde kendimizi artı ve eksilerimizle iyi tahlil etmemiz gerekiyor. Böylece hayat muhasebemizi yaparken Cenâb-ı Hakk'ın sebepler dairesinde her şeyi ne kadar dengeli yarattığını görüp komplekslerimizin anlamsızlığını kavrayabiliriz. e.kaya@zaman.com.tr
Aşağılık kompleksinden kurtulmak için...
Aşağılık kompleksine düştüğünüz zaman, kendinizi çok iyi hissettiğiniz bir anı, olayı anımsayın. O duygularınızı tekrar yaşayın. Kendinizi mutlu hissedince, otomatik olarak daha az çekingen hissedeceksiniz.
Sadece kendinize odaklanmaktan vazgeçin, diğer insanları da izleyin. Sizin gibi bocalayan ne kadar çok insan olduğunu göreceksiniz.
Kendi kendinizi küçülten, yargılayan, moralinizi bozan, sizi beceriksiz kılan içinizdeki sesi susturun.
Kendinize karşı hoşgörülü olmaya çalışın. Hatalarınız ve beceriksizliğinize gülmeye çalışın.
'mış' gibi yapın. Örneğin; en çekindiğiniz, korktuğunuz şeyden korkmuyormuş gibi yapın. Bu deneme, zamanla alışkanlık haline gelecektir.
Haber Kaynağı: Zaman Gazetesi | Zaman.com.tr